14 Ocak 2026, Çarşamba – 12:43
Site içi arama
43,22₺
50,42₺
58,33₺
Ferit Karan

Beyaz Önlük, Kalın Sinirler

Ferit Karan

Tüm Yazıları
14.01.2026 09:55
3 dk. okuma süresi

Normalleşmiş Olağanüstü Hâller

Türkiye’de hekim olmak, mesleki bir tercih olmaktan çok, uzun süren bir dayanıklılık sınavına dönüştü.
Bu sınavın soruları tıp fakültesinde başlamıyor; orası yalnızca ilk prova. Asıl sınav, mezuniyetle birlikte başlıyor ve çoğu zaman hiç bitmiyor.
Normalleşmiş olağanüstü hâller eşliğinde.

Türkiye’de hekimlik; beyaz önlükten çok kalın bir sabır giyiyor.
Bilgiyle birlikte suskunluğu,
bilimle birlikte tahammülü,
vicdanla birlikte yalnızlığı deklare ediyor.

Hekimler bu ülkenin en çok okuyan, en çok emek veren ama en kolay hedef hâline gelen meslek gruplarından biri.
Bir yandan insan hayatının en kırılgan anlarına dokunmaları bekleniyor, diğer yandan sistemin tüm aksaklıklarının ön cephesinde durmaları.

Bu ülkede hekimlik yalnızca hastalıkla mücadele etmek değildir;
aynı zamanda beklenti yönetmektir.

Hızlı olacaksın ama acele etmeyeceksin.
İlgili olacaksın ama zaman aşımına uğramayacaksın.
Prosedürü açıklayacak, memnuniyetsizliği yumuşatmaya çalışacaksın.
Sorun ne olursa olsun, çözüm cümlesi çoğu zaman sana kalacak.

Bu anlamda iletişim, hekimliğin resmî olmayan ama zorunlu bir yan dalı gibidir.

Bugün bir hekim yalnızca hastalıkla değil;
yoğunlukla, belirsizlikle,
şiddet riskiyle,
tükenen mesai kavramıyla,
değeri tartışmalı bir performans anlayışıyla
ve giderek ağırlaşan bir mesleki yorgunlukla mücadele ediyor.

Çoğu zaman bu mücadeleyi sessiz veriyor.
Çok konuşmuyor.
Konuştuğunda “şikâyet” oluyor.
Sustuğunda “her şey yolunda” sanılıyor.

Oysa hakikat tam ortada duruyor:
Hekimler yoruldu.
Ama mesleğinden değil; mesleğin içine sıkıştırıldığı koşullardan.

Bugün sağlık sisteminin yükünü taşıyan hekimlerin talepleri, herhangi bir ayrıcalık arayışı değil; sürdürülebilir bir meslek yaşamının çerçevesi.
Bu talepler dile getirildiğinde gerilim değil, iyileşme ihtimali doğar.

Bu mesele yalnızca hekimlerin meselesi değildir.
Bu, bir ülkenin sağlıkla kurduğu ilişkinin aynasıdır.

Türkiye’de hekimler çoğu zaman fedakârlıklarıyla hatırlanır.
Oysa artık fedakârlık değil, adalet konuşulmalıdır.

Uyarı olarak mı alınır, yoksa bir gözlem olarak mı kayda geçer bilinmez ama şunu not etmek gerekir:
Hekimi yıpratan bir sistem, eninde sonunda kendini de yıpratır.
Üstelik sistem bir anlasa şunu da görecektir:
Sorunları konuşmak, onları çözmekten çoğu zaman daha zahmetlidir.

Sağlık sistemi, çalışanların dişini sıkarak yürüttüğü bir denge üzerine kurulmamalı;
taşıyıcı kolonlar, sürekli yük bindirilerek test edilmemelidir.

Bir hekimin gözünden bakıldığında sistemin tanısı nettir: kronik ihmal; tedavi ise bellidir—insani çalışma koşulları, mesleki itibar ve güvenli bir iyileşme ortamı.

Paylaş:

Ferit Karan – Diğer Yazıları