Kaynak: www.ntv.com.tr

Kalp hastalığı sadece yaşam tarzının değil, genetik mirasın da sessiz bir sonucu olabilir. Uzmanlar, aile öyküsünün erken tanı ve önlem için hayati önem taşıdığına dikkat çekiyor.
Dünya genelinde kalp krizi ve kalp hastalıkları önde gelen ölüm nedenleri arasında yer alıyor. Kalp hastalığı genetik mi? Bu sorunun yanıtı her zaman merak ediliyor. Peki, kalp hastalıkları genetik miras mı? Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr Şahin Şenay açıkladı
Prof. Dr Şahin Şenay, Toplumda bu durumu en net gösteren örneklerden biri ailesel kolesterol yüksekliği, yani ailevi hiperkolesterolemi. Özellikle genç yaşta kalp krizi geçiren hastalara bakıldığında anne-babasında veya kardeşlerinde de benzer sağlık problemlerinin olduğu görülebilir, ailesel taramalarda ise karşımıza sıklıkla çocuk yaşlardan itibaren başlayan kolesterol yüksekliği tespit edilebilmektedir.” diyor.
“Özellikle kötü kolesterol olarak bilinen LDL kolesterol düzeyi belirgin seviyede yüksek ise, çocuk yaşlarda herhangi bir yakınmaya neden olmasa da 30-40’lı yaşlarda kalp krizini tetikleyebilecek damar hasarına neden olabilir.” diyen Şenay, “Bu tablo, kalp hastalıklarında genetik riskin nasıl sessiz ama güçlü bir şekilde ilerleyebileceğini gösteren bir örnektir. Genetik risk toplumdan topluma değişebilir, örneğin kalp damarlarında tıkanıklık görülme oranı Kuzey Avrupa’da %5 seviyelerinde iken bu oran ülkemizde %7, Ortadoğu ülkelerinde ise % 10’lardadır.” ifadelerini kullandı.
GENETİK SONUCU TEK BAŞINA BELİRLEMEZ
‘Babam kalp krizi geçirdi, benim de başıma gelecek mi? ’endişesi sık karşılaşılan bir durum olduğunun altını çizen uzman isim, genetiğin sonucu tek başına belirleyemeyeceğini ve asıl belirleyici olanın bu riskle nasıl yaşadığımız ve hangi önlemleri aldığımız olduğunu vurguladı.
TEK BİR KALP KRİZİ GENİ YOK!
Kalp hastalıkları için tek bir “kalp krizi geni” yoktur. diyen Prof. Dr Şahin Şenay; “Genetik yatkınlık; birden fazla genin, çevresel faktörlerle birlikte etkileşimi sonucu ortaya çıkar. Yani genetik miras, kalp hastalığına giden yolu tek başına çizmez; sadece o yolda riskin ne kadar yüksek olabileceğini gösterir. Bu nedenle aynı aileden gelen, benzer genetik altyapıya sahip iki kişi çok farklı sonuçlar yaşayabilir. Biri genç yaşta kalp hastalığıyla karşılaşırken, diğeri hayatı boyunca ciddi bir sorun yaşamayabilir. Farkı yaratan genler değil, yaşam tarzı ve risk yönetimidir.” dedi.
ANİ ÖLÜMLER, BAYILMALAR, CİDDİ RİTİM BOZUKLUKLARI
“Genetik faktörler bazı kalp hastalıklarında daha belirgin rol oynar. Kalp hastalıkları arasında gerçekten doğrudan genetik olan da vardır. Bunların en bilinen örneklerinden biri kalp kasının aşırı kalınlaştığı ve bazı durumlarda dolaşımı bozduğu hipertrofik kardiyomiyopati denilen hastalıktır. Bu hastalıkta sorun kalp damarlarında değil, kalp kasının kendisindedir. Genetik nedenlerin tetiklediği kalınlaşmış kalp kası, zamanla ritim bozukluklarına ve ani ataklarına zemin hazırlayabilir. Hipertrofik kardiyomiyopatinin bazı türleri genetik olarak nesilden nesile aktarılabilir ve uzun yıllar hiçbir belirti vermeden seyredebilir. Bazen ağır spor yapanlarda görülen ani kalp ataklarının ya da ani ölümlerin ardında bu hastalık yatabilir. Bu nedenle ailede genç yaşta açıklanamayan ani ölümler, bayılmalar veya ciddi ritim bozuklukları varsa, altta yatan genetik bir kalp hastalığı olasılığı mutlaka akılda tutulmalıdır.”
SAĞLIKSIZ BESLENME, OBEZİTE, HAREKETSİZLİK
“Güncel bilimsel veriler, aile öyküsünün kalp hastalığı risk değerlendirmesinde temel bir bileşen olduğunu vurgular. Buna göre; birinci derece akrabalarda erken yaşta kalp hastalığı öyküsü olan bireylerde daha erken ve daha sık tarama yapılması, kolesterol ve diğer risk faktörlerinin daha ciddi bir şekilde kontrol altına alınmasını önermektedir. Bazı durumlarda genetik danışmanlık bile gerekebilir. Aslında kalp hastalıklarının seyrine baktığımızda, genetik yatkınlık elbette riski artırır ancak yaşam tarzı nihai sonucu belirler. Sigara kullanımı, sağlıksız beslenme, hareketsizlik, obezite, kontrolsüz tansiyon ve diyabet; genetik riski aktif hâle getiren en önemli faktörlerdir.”
Genetik yatkınlığı değiştirmenin mümkün olmadığını belirten uzman isim; “Ancak riskin yönetimi kesinlikle mümkündür. Daha erken yaşta check-up, düzenli kolesterol, tansiyon ve kan şekeri takibi, sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite ve sigaradan uzak durmak bu sürecin temel taşlarıdır.” dedi.
Unutulmaması gereken nokta şudur; kalp hastalığı riskinin farkına varılması korkutmaz; korur. Kalp hastalığı genlerle yazılmış değişmez bir kader değildir. Genetik yatkınlık, vücudun bize verdiği bir uyarıdır. Bu uyarıyı zamanında fark edip doğru adımları atan kişiler için genetik risk, yönetilebilir bir faktöre dönüşür.
