Dünyada 5,8 milyon hemşire açığı: Sağlık sistemlerinin görünmeyen krizi büyüyor
Dünya genelinde hemşire sayısı artmasına rağmen sağlık sistemlerindeki personel açığı kapanmış değil. Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) en güncel küresel verilerine göre 2023 yılında dünyada yaklaşık 29,8 milyon hemşire bulunurken, tahmini hemşire açığı 5,8 milyon olarak hesaplandı.
Veriler, sorunun yalnızca hemşire sayısıyla sınırlı olmadığını; sağlık çalışanlarının ülkeler ve bölgeler arasındaki dağılımındaki büyük eşitsizliğin de küresel sağlık sistemleri açısından önemli bir risk oluşturduğunu gösteriyor.
Hemşire sayısı arttı, ancak açık devam ediyor
DSÖ verilerine göre dünya genelindeki hemşire sayısı 2018’de yaklaşık 27,9 milyon iken 2023’te 29,8 milyona yükseldi.
Aynı dönemde tahmini küresel hemşire açığı da 6,2 milyondan 5,8 milyona geriledi.
Ancak 5,8 milyonluk rakamın 2026 yılına ait yeni bir sayım olmadığı, 2023 yılı için açıklanan en güncel küresel tahmin olduğu özellikle belirtiliyor.
2030’da açık azalabilir ama sorun bitmeyecek
Mevcut eğilimlerin devam etmesi halinde DSÖ, küresel hemşire iş gücünün 2030 yılında yaklaşık 36 milyona ulaşabileceğini öngörüyor.
Bu senaryoda hemşire açığının yaklaşık 4,1 milyona gerilemesi bekleniyor.
Ancak bu rakam kesinleşmiş bir gelecek tablosu değil. Hemşirelik eğitimine yapılacak yatırımlar, istihdam politikaları, sağlık bütçeleri, uluslararası göç, emeklilikler ve çalışanların meslekte tutulabilmesi 2030’daki tabloyu değiştirebilir.
Hemşireler dünyanın her yerinde eşit dağılmıyor
Küresel hemşire krizinin en önemli boyutlarından biri de personelin coğrafi dağılımı.
DSÖ’ye göre dünyadaki hemşirelerin yaklaşık yüzde 78’i, dünya nüfusunun yüzde 49’unu barındıran ülkelerde görev yapıyor.
Yüksek gelirli ülkeler dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 17’sine sahip olmasına rağmen küresel hemşirelerin yaklaşık yüzde 46’sını istihdam ediyor.
Bu nedenle bazı ülkelerde hemşire yoğunluğu oldukça yüksekken, özellikle düşük gelirli ülkelerde sağlık hizmetlerinin sürdürülebilmesi için gerekli insan gücüne ulaşmak daha zor hale geliyor.
2030’daki açığın büyük bölümü iki bölgede yoğunlaşabilir
DSÖ projeksiyonlarına göre mevcut eğilimlerin devam etmesi durumunda 2030 yılında ortaya çıkabilecek küresel hemşire açığının yaklaşık yüzde 70’inin Afrika ve Doğu Akdeniz bölgelerinde yoğunlaşması bekleniyor.
Personel yetersizliği; temel sağlık hizmetlerinden anne ve çocuk sağlığına, kronik hastalıkların takibinden hastane hizmetlerine kadar birçok alanda kapasite sorunlarına yol açabiliyor.
Hemşirelerin yaklaşık 7’de biri başka ülkede çalışıyor
Uluslararası sağlık çalışanı hareketliliği de küresel hemşirelik krizinin önemli başlıklarından biri.
DSÖ verilerine göre dünya genelindeki hemşirelerin yaklaşık yedide biri doğduğu ülkeden farklı bir ülkede çalışıyor.
Yüksek gelirli ülkelerdeki hemşirelerin yaklaşık yüzde 23’ünün yabancı doğumlu olması, bazı gelişmiş sağlık sistemlerinin uluslararası insan gücüne olan ihtiyacını ortaya koyuyor.
Ancak yüksek gelirli ülkelerin yurt dışında yetişmiş sağlık çalışanlarına yoğun şekilde yönelmesi, zaten personel sıkıntısı yaşayan kaynak ülkelerdeki açığı daha da derinleştirebiliyor.
Emeklilikler yeni bir personel ihtiyacı doğurabilir
Küresel hemşirelik iş gücündeki yaşlanma da gelecek açısından önemli bir risk oluşturuyor.
DSÖ verilerine göre hemşirelerin yüzde 33’ü 35 yaşın altında, yüzde 19’u ise 55 yaş ve üzerinde.
Çoğu yüksek gelirli ülkelerde bulunan 20 ülkede, önümüzdeki 10 yıl içinde emekli olması beklenen hemşirelerin sayısının kariyerinin ilk yıllarındaki hemşirelerin sayısından daha fazla olması bekleniyor.
Bu durum yalnızca personel sayısını değil, deneyimli hemşirelerin genç çalışanlara aktaracağı mesleki bilgi ve deneyimi de etkileyebilir.
Sorun yalnızca daha fazla hemşire yetiştirmek değil
Küresel hemşire açığının çözümü yalnızca üniversitelerde daha fazla öğrenci yetiştirmekten geçmiyor.
Yeni mezunların sağlık sisteminde istihdam edilmesi, çalışanların meslekte tutulması, çalışma koşullarının iyileştirilmesi, ücret politikalarının güçlendirilmesi ve güvenli çalışma ortamlarının oluşturulması da büyük önem taşıyor.
DSÖ’nün güncel verilerine göre bilgi sağlayan ülkelerin yalnızca yüzde 42’si hemşirelerin ruh sağlığını desteklemeye yönelik düzenlemeler bulunduğunu bildiriyor.
İş yükü, vardiya sistemi, personel yetersizliği, sağlıkta şiddet, ücretler ve mesleki destek gibi faktörler hemşirelerin meslekte kalma kararını doğrudan etkileyebiliyor.
Hemşire sayısı hasta sonuçları açısından da önemli
Hemşire yetersizliği yalnızca çalışma koşulları açısından değil, hastaların sağlık sonuçları açısından da araştırılıyor.
2026 yılında Japonya’daki hastanelerde 77 binden fazla hastane yatışını inceleyen bir araştırmada, hemşire personelinin olağan düzeyin altında olduğu günlerde hastane içi ölüm, 30 günlük yeniden yatış ve daha uzun hastanede kalış süresiyle ilişki bulundu.
Ancak araştırmanın gözlemsel olması nedeniyle hemşire yetersizliğinin tek başına ölüme neden olduğunu söylemek mümkün değil. Bulgular, hemşire personel düzeyi ile hasta sonuçları arasında istatistiksel bir ilişki bulunduğuna işaret ediyor.
Sağlık sisteminin gerçek kapasitesini insan gücü belirliyor
Yeni hastaneler, yoğun bakım yatakları ve ileri teknoloji cihazlar sağlık hizmetlerinin kapasitesini artırabiliyor. Ancak bu altyapının gerçek sağlık hizmetine dönüşebilmesi için yeterli sayıda ve uygun şekilde eğitilmiş sağlık çalışanına ihtiyaç duyuluyor.
DSÖ’nün verileri, küresel hemşire iş gücünde önemli bir artış yaşandığını ancak milyonlarla ifade edilen açığın hâlâ devam ettiğini gösteriyor.
Bu nedenle geleceğin sağlık politikalarında yalnızca “kaç hemşire yetiştirilecek?” sorusu değil, “hemşireler nasıl istihdam edilecek ve sağlık sisteminde nasıl tutulacak?” sorusu da belirleyici olacak.
Kaynak : Tıbbıye Bülteni