Kulağa Kaçırılan Su
Bir sözle büyür insan. Bir sözle yıkılır. Bir sözle umutlanır, bir sözle içine kapanır. Duyduğu bir haber, henüz yaşamadığı bir olayın korkusunu ya da sevincini düşürür yüreğine. Çünkü insan yalnızca yaşadıklarıyla değil, duyduklarıyla da şekillenir.
Sıklıkla karşılaştığımız, “İnsan kulağından zehirlenir” sözü, belki de bu hakikatin en kısa anlatımıdır. Zehir bazen bir fısıltının ya da eksik anlatılmış bir olayın arasındadır. Bazen de tekrarlandıkça doğruluğuna inanılan bir sözün kılığında…
Ama insan, iyiliği de kulağından öğrenir. Bir annenin nasihati, bir dostun tesellisi, bir öğretmenin öğüdü, bir yöneticinin sözü… Bunların her biri insanın iç dünyasına düşen birer tohumdur. Eskilerin söylediği “Ağaç kökünden, insan kulağından sulanır” sözü de bu gerçeği hatırlatır. Bu bakımdan insanın kulağı, hem kendisini koruyan bir kapı hem de başka dünyalara açılan bir penceredir.
Peki, bir insanın ya da toplumun kulağına hangi sözün ulaşacağını kim belirler? Bir toplumun neyi konuşacağını, neyi unutacağını, hangi meseleyi büyütüp hangisini sessizce geçiştireceğini ne belirler? İşte burada gündem dediğimiz kavramın gerçek anlamı ortaya çıkar.
Gündem oluşturmak, yalnızca bir konuyu insanların önüne koymak değildir. Bazen görülmeyeni görünür kılmak, duyulmayanı duyurmak, alışılmış bir haksızlığı yeniden sorgulatmaktır. Zira bir mesele konuşulmadığında yok olmaz; yalnızca görünmez kalır. Görünmeyen sorun ise çoğu zaman çözümün dışında kalır. İşte gündem oluşturmanın önemi tam burada başlar. Gündem, dikkatleri bir meseleye yöneltir. Dikkat, farkındalığı doğurur; farkındalık, sorgulamayı; sorgulama ise değişimin kapısını aralar. Fakat gündem, hakikatten beslenirse anlam kazanır. Mesele yalnızca konuşulmak değil, doğru olanı konuşturabilmektir.
Medya, siyaset, bürokrasi, sivil toplum ve sermaye; her biri kulağa ulaşacak sözün hangi kapıdan gireceğini belirleyen aktörler arasındadır. Biri bir meseleyi büyütürken diğeri küçültebilir; biri konuşulmasını isterken diğeri unutulmasını tercih edebilir. Özellikle sağlık alanında çalışanların yaşadığı sorunlar çoğu zaman kendi sesiyle değil, başka önceliklerin gölgesinde gündeme gelir.
İşte tam da bu noktada, sendikal hayatın sorumluluğu belirir. Çalışanların duyduğu rahatsızlığın nedenini anlamak, görünmeyen taraflarını ortaya çıkarmak, doğru soruları sormak ve çözümün takipçisi olmak gerekir. Sorunu kaç kişinin konuştuğu değil, o sorunun çözümü için neyin değiştiği belirleyicidir. Söylem, çalışmayla buluştuğunda anlam kazanır; talep, somut bir öneriye dönüştüğünde karar vericilerin önüne gerçek bir çözüm imkanı koyar.
Sağlık-Sen’in hemşirelik mesleğine yönelik çalışmaları, bu anlayışın iki önemli örneğini ortaya koyuyor.
Bunlardan ilki, “Hemşirelik Mesleğine İnovatif Yaklaşımlar Çalıştayı”dır. Hemşirelik mesleğinin eğitiminden yetkinlik ve yeterliliğine, mevzuatından saha uygulamalarına, kariyer basamakları, performansa dayalı ücret politikaları ve istihdam ihtiyacına kadar pek çok başlık bu çalıştayda ele alındı. Çalıştayda ortaya çıkan görüşler raporlaştırıldı, ardından bu birikimin somut önerilere dönüştürülmesi ve ilgili mercilere taşınması sağlandı.
İkinci örnek ise “Hemşireler Buluşuyor” programıdır. Zira bir mesleğin sorunlarını anlamak için yalnızca raporlara bakmak yetmez; o mesleği icra eden insanları da dinlemek gerekir. Hastanın başında nöbet tutan, yoğun bakımda sorumluluk üstlenen, acil serviste zamanla yarışan, ailesinden ve kendisinden fedakarlık ederek sağlık hizmetini ayakta tutan bir hemşirenin sesini duymadan o hizmeti bütünüyle anlayamayız.
Elbette bu çalışmalar tek başına yeterli değildir. Üstelik her öneri aynı hızda somut sonuca dönüşmez; bazıları mevzuatın sınırlarına, bazıları kurumsal alışkanlıklara, bazıları da kaynak yetersizliğine takılır. Farklı birimlerde görevli çalışanların öncelikleri de birbirinden ayrışabilir. Burada asıl mesele, bu sınırları görüp yine de çözümün takipçisi olabilmektir.
Bu örnekler eşliğinde bu haftaki konuşma bize şunu söylüyor: Bir mesleğin sorunlarını dile getirmek kıymetlidir; fakat o sorunların nedenlerini ortaya koymak, çalışanların sesini ortak bir zeminde buluşturmak, bilimsel ve uygulanabilir çözüm önerileri geliştirmek, bunları raporlaştırmak ve karar vericilerin önüne taşımak, gündem oluşturmayı başka bir seviyeye yükseltir. Artık yalnızca bir sorundan söz etmiyor, o sorunun çözümüne ilişkin bir irade ortaya koyuyorsunuz demektir.
Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun gündemde yer bulan görevlendirmelerin iptaline ilişkin açıklamasını ele alırken de aynı anlayışla hareket etmeliyiz. Açıklamayı duyurmak ve tartışmak kadar kararın kapsamını anlamak ve sahadaki karşılığını izlemek de gerekir. Bir çalışma, bir rapor ya da bir açıklama gündemi başlatabilir. Ancak bu gündemin çalışanların hayatında gerçek bir karşılık bulması, önerilerin hayata geçirilmesini ve sonuçların takip edilmesini gerektirir.
Burada önce şu soruları sormalıyız: Görevlendirmelerin iptali hemşirenin çalışma düzenine, personel ihtiyacına ve hizmetin sürekliliğine nasıl yansıyacaktır? İptal edilen görevlendirmelerin ardından çalışanlar kendi kurumlarında hangi birimlerde, ne şekilde çalışıyor? İhtiyaç olan birimlere mi döndüler, yoksa farklı birimlerde, farklı görev ve sorumluluklarla mı çalıştırılıyorlar? Çalışanların yaşadığı sorun gerçekten ortadan kalkıyor mu, yoksa yalnızca sorunun görünür biçimi mi değişiyor?
Bu sorular, bir açıklamayı tartışmalı hale getirmek için değil; açıklamanın gerçek karşılığını anlayabilmek için sorulmalıdır. Çünkü sağlık hizmeti, yalnızca idari kararlarla değil, o kararların sahada oluşturduğu sonuçlarla anlam kazanır.
Ağaç kökünden, insan kulağından sulanır.
Sendikal mücadele de hem sahadan gelen sesle hem de o sesi çözüme dönüştürme iradesiyle beslenir. Çünkü hakikatin sesini duyurmak ne kadar önemliyse, o sesin gereğini yerine getirmek de o kadar önemlidir.
Mustafa Irgatoğlu
Pazartesi Konuşmaları – 29
mustafairgatoglu.com
