Sağlıktan Haber

Yeşilay raporu, 7 tesiste atık sulardaki psikoaktif madde riskini ortaya koydu

Yayınlanma: Ekim 26, 2026 – Yazar: Sağlıktan Haber

Yeşilay’ın raporu ve atık sulardaki psikoaktif madde araştırması, COP31 öncesi Antalya’da açıklandı. Mehmet Dinç, çevresel zarar maliyetlerinde endüstrinin sorumlu tutulmasını isterken, 7 tesiste biyolojik arıtmanın maddelerin yüzde 82 ila 100’ünü sudan uzaklaştırdığı belirlendi.

Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Mehmet Dinç, “Bağımlılık yapıcı ürün ve hizmetlerden kaynaklanan çevresel zararların giderilme maliyetlerinde endüstrinin muhakkak sorumlu kalması gerektiğini düşünüyoruz.” dedi.

Türkiye Yeşilay Cemiyetinin öncülüğünde hazırlanan “Türkiye Bağımlılık ve Çevre Araştırma Raporu” ile “Yeşilay Atık Sulardaki Psikoaktif Maddelerin Çevreye Etkisi Araştırması”nın sonuçları, Antalya’da düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP31) öncesinde Sepetçiler Kasrı’nda yapılan toplantıda kamuoyuyla paylaşıldı.

Raporda, bağımlılık yapıcı maddelerin atık sularla çevreye ulaşmasının ekosistem üzerinde oluşturabileceği riskler ortaya konuldu. Araştırmada da biyolojik arıtma uygulanan tesislerde incelenen maddelerin yüzde 82 ila 100’ünün sudan uzaklaştırılabildiği, bazı maddelerin ise arıtma sonrasında da suda bulunabildiği belirlendi.

Yeşilay Genel Başkanı Dinç, yaptığı konuşmada, bağımlılığın bireysel ve toplumsal etkilerinin yanı sıra çevresel boyutuyla da ele alınması gerektiğini söyledi.

Dinç, “Bağımlılıkla mücadelede 106 yıllık tecrübesi olan bir kuruluş olarak bağımlılığın yalnızca bireyin değil toplumun ve dünyanın başına gelebilecek en kötü şeylerden biri olduğunu biliyor, uyarılarımızı bilimsel temellerle güçlendirerek sürdürüyoruz.” diye konuştu.

Bağımlılığın zararlarının yalnızca bireyin sağlığıyla sınırlı olmadığına dikkati çeken Dinç, bunların küçümsenmemesi gerektiğini vurguladı.

Dinç, bağımlılığın yalnızca bireysel sağlığı değil toplumsal güveni, huzuru ve asayişi de etkilediğini, şiddet ve suç gibi alanlarda çok boyutlu sonuçlar doğurduğunu ifade etti.

“Bağımlılık, aynı zamanda uçan kuşu, yüzen balığı ilgilendiriyor”

“Yeşilay Atık Sulardaki Psikoaktif Maddelerin Çevreye Etkisi Araştırması”nın sonuçlarını değerlendiren Dinç, “Bağımlılık, sadece bir kişiyi ilgilendirmiyor. Bağımlılık, sadece toplumu ilgilendirmiyor. Bağımlılık, aynı zamanda uçan kuşu ilgilendiriyor, yüzen balığı ilgilendiriyor, ormandaki ağacı ilgilendiriyor, kırdaki çiçeği ilgilendiriyor. Bağımlılık, sadece insana zarar vermiyor, topluma zarar vermiyor, aynı zamanda tabiata da zarar veriyor. Aynı zamanda çevreye de zarar veriyor, aynı zamanda dünyaya da zarar veriyor.” uyarısında bulundu.

Dinç, bağımlılık yapıcı ürünleri kullanan bireylerin ve bunları üreten endüstrilerin topluma ve çevreye de zarar verdiklerine dikkati çekti.

Bağımlılığın çevre ve ekonomi politikalarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğine işaret eden Dinç, “Bağımlılığın küresel ısınma, kirlilik ve biyolojik çeşitliliğin korunması üzerinde etkisi var. Bağımlılığı çok boyutlu düşünüp faturanın büyüklüğünü anlayabilmemiz lazım. Her boyuttan zarar gördüğümüz ve bu zararların telafi edilebilir, hoş görülebilir zararlar olmadığı bir durumla karşı karşıyayız.” değerlendirmesinde bulundu.

Dinç, bağımlılık endüstrisinin tüketim miktarı ve atık üretimi konusunda hesap verebilir olması, atıkların işlenmesi ve çevreye ulaşmasının önlenmesi için yetkili kurumların gerekli önlemleri alması, bağımlılık endüstrisinin çevresel etkilerinin düzenli izlenmesi gerektiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:

“Bağımlılıkla mücadelenin içerisine mutlaka çevrenin korunması ve iklim değişikliği perspektifinin eklenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bağımlılık yapıcı ürün ve hizmetlerden kaynaklanan çevresel zararların giderilme maliyetlerinde endüstrinin muhakkak sorumlu kalması gerektiğini düşünüyoruz. Atık, su, çevre ve sağlık verilerine dayalı bir izleme ve erken uyarı sisteminin oluşturulması ve ileri görüşlü tesislerinin yaygınlaştırılması gerektiğine inanıyoruz. Bağımlılıkların önlenmesi, çevre ve sürdürülebilir kalkınma politikalarının entegre edilmesi, eğitimlerde çevre sağlığı ve iklim değişikliğine de vurgu yapılarak bağımlılık risklerinin kapsamlı şekilde ele alınması gerektiğine inanıyoruz. Bağımlılık kaynaklı çevresel zararların mevzuatta tam bir şekilde, açık bir şekilde tanımlanmasına ve bunlarla alakalı endüstrinin ve bunları ihlal edenlerin etkili yaptırımlara tabi tutulmasını istiyoruz.”

Atık su arıtma tesislerinde uyuşturucu kalıntıları incelendi

Araştırma ekibinde yer alan Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Emine Didem Evci Kiraz, Bahçeşehir Üniversitesi Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Seval Palteki ve Çukurova Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Evşen Güzel’in de katıldığı toplantıda raporun sonuçları ve araştırmada elde edilen bulgular da paylaşıldı.

Doç. Dr. Güzel, çalışmanın Antalya, Adana, İzmir, İstanbul, Samsun ve Trabzon’un da aralarında bulunduğu illerdeki 7 tesiste yürütüldüğünü, tesislerin farklı arıtma süreçlerine sahip olmasına ve arıtılmış suyun farklı alıcı ortamlara deşarj edilmesine dikkat edilerek seçildiğini söyledi.

“Çevreyi sadece tek boyutlu görmemek lazım”

Araştırma kapsamında 7 atık su arıtma tesisinin giriş ve çıkış sularından alınan örneklerde çeşitli sentetik uyuşturucu türleri ve alkolle ilişkili maddelerin yanı sıra nikotin ve kafein kalıntılarının da incelendiğini belirten Güzel, biyolojik arıtma uygulanan tesislerde bu maddelerin yüzde 82 ila 100’ünün sudan uzaklaştırıldığına, ön arıtma uygulanan tesislerde ise bunun oldukça düşük kaldığına dikkati çekti.

Doç. Dr. Güzel, insanların suda yaşayan canlıları tükettiklerinin altını çizerek, “Çevreyi sadece tek boyutlu olarak görmemek lazım, çevre bir bütündür ve bütün etmenler birbiriyle ilişki halindedir. Onun için sadece suda yaşayan canlılar üzerine konuşmak yetersiz oluyor, kendimiz için de büyük bir risk oluşturduğunu bilmemiz gerekiyor.” uyarısında bulundu.

Kaynak: